SOĞUK ve TEMİZ / ŞAMİL YILMAZ

“Samimiyet,” tüm kaypaklığına, sanatsal uğraşlarla olan tüm ironik mesafesine karşın, bir süredir edebiyatın en temel ölçülerinden biri haline geldi. Edebiyatçısından kayda değer hiçbir beklentisi kalmamış bir dönemin eleştirel terminolojisindeki bu pespaye kavram, şimdilerde özel bir delikanlılık biçimini, sığ özdeyişlerle süslenen sözde deneyim edebiyatını, ya da bunlara benzer bir şeyleri tarif etmek için kullanılıyor. Edebiyat ‘ortamı’, siz de fark etmişsinizdir, bir süredir toplumsal facialar sonrasında ağlama duvarına dönen sosyal medya hesaplarına benziyor. “Lûgat” tanımının desteğiyle patlayan “ah”lar, “mahvolduklar”, “unutmayacağız”larla işleyen bu aşırı hissiyat evreni, başka birçok iletişim mecrasına sızdığı gibi edebiyata da sızdı. Duygusal olarak felce uğratılmış bir kuşak, şimdilerde, taşıdığı acıklı tını dışında kayda değer gerçekliği olmayan kendi  “samimiyetine” edebiyattan sözcüler seçiyor. Edebiyatı edebiyat yapan işçilik, yerini artık “içinden geldiği gibi yazan”, sözde “kasmayan”, kendine dönük yalandan bir ironi dışında da bir samimiyeti olmayan metinsel bir işleyiş biçimine kurban edilmiş durumda…             

            Yine de bir gün, tıpkı tüm duygusal arazlarını üzerimize yükleyen arkadaşlarımızdan, talepkâr sevgililerimizden ya da vampir aile üyelerimizden bunalıp soğuduğumuz gibi, sadece matbu evrende değil, sosyal medya hesaplarından bile bizlere atarlanmaya, ne kadar da acılı, samimi, yorgun, erkek, dişi, duyarlı, politik, kaybeden, bıt bıt olduklarını ispat etmeye çalışan bu adam ve kadınlardan da soğuyup uzaklaşacağız bence…  

            Geçtiğimiz haftalarda yeni kitabı çıkan Melike Uzun, kesinlikle bu soy yazarlardan değil.  Uzun’un ilk iki kitabı hikâyelerden oluşuyordu. Bu sefer karşımıza yüz otuz sayfalık şahane bir novellayla çıkmış: “Soğuk ve Temiz”.              

Soğuk ve Temiz, adı gibi ‘soğuk ve temiz’ bir metin. Özellikle büyük söz söyleme; aforizmalarla, alıntılanacak özdeyiş gücünde şiirsel cümlelerle konuşmaya alışık bir edebiyat biçimiyle zehirlendiğimiz şu günlerde, gözünü olgulara diken, yazıdaki asıl şiirin orada olduğunu bilen bir dikkat ve hassas bir ölçüyle yazılmış. Örneğin kitapta virgül ve nokta dışında, artı duygu yaratabilecek hiçbir noktalama işareti kullanılmamış. Metni oluşturan her bir fragmanın başlığı, aynı zamanda nesnel –soğuk ve temiz– sözlük tanımlarıyla dipnotlandırılmış. Melike Uzun, okur tweeti beslemek için anlattığı hikâyenin itibarını göz ardı eden zeka teşhircisi yazarlardan değil. Okurla kurduğu ilişki hem daha mesafeli hem de daha güven merkezli; okuruna –onun zeka ve dikkatine- güveniyor fakat bu güven, hiçbir zaman iyi niyet sözleşmesini yazar tarafında da ihlal etmiyor.            

Soğuk ve Temiz, kolaylıkla bir merkez belirleyip okunma kanallarını tek bir düzeyde tıkayabileceğimiz bir kitap da değil. En başta kadınlık olmak üzere; annelik, intikam, dönüşüm, aile, evlilik, yoksulluk, korku, kurban, yılan, ayna, sabır gibi birbirlerine çok sıkı bir biçimde kenetlenmiş olan bir dolu –Nabokovcu anlamıyla- “tema”, aynı kuyunun dibinde, birbirlerine sokulup tek bir düğüme dönüşmüş karanlık ve ışıltılı yılanlar gibi kesik seğirmeler ve ağır, hipnotize edici bir hareket eşliğinde kıvrılıp bükülüyor metnin evreninde.

Bu eş zamanlı ağır hareket, okunan metne hem baş etmesi zor bir zenginlik, hem de her temanın ortak bir bilinçle inşa edilmesinden kaynaklı etkileyici bir ‘açıklık’ kazandırmış. Kitabı bir tema cümlesiyle özetleyemiyor fakat ne anlattığını çok yoğun bir biçimde anladığımızı hissediyoruz. Tema denen şeyin bir cümle olmadığına ilköğretim sonrasında zaten uyanıyoruz sanırım. Fakat bir metindeki asıl tema çalışmasının, yazar için, ancak büyük bir ağ inşa edildiğinde gerçekten amacına ulaştığını, sadece iyi bir kitap okuduğumuzda anlıyoruz galiba. Soğuk ve Temiz böyle kitaplardan…             

            Kitabın hikâyesini özetleyip zihnimdeki ışıltısını köreltmek istemiyorum. Ama Melike Uzun’un kitap üzerine ‘çalışırken’ ne yaptığına da, hiç değilse sınırlı bir alanda, işaret etmeden de geçmek istemiyorum. Soğuk ve Temiz, “yılan” temasının ya da imgesinin yoğun olarak kullanıldığı bir kitap. (Evet, yılan da soğuk ve temiz bir hayvan.) Uzun, bu temayı psikolojik düzeyden mitolojik düzeye doğru hareket ettirerek kullanmış. Fakat yılanın atavistik hafızada kökleşmiş arketiplerine bulaşmadan, önce kendi mitolojisini kuruyor Melike Uzun. Ancak bundan sonra kadim yılan imgesini bütün çağrışımlarıyla metnin içine çağırıyor. Medusa’nın ve Şahmeran’ın hikâyeleri, ancak Soğuk ve Temiz’in ana karakteri Defne’nin mitolojisi tamamlandığında anılıyor. Kısacası borç doğru yerde ve doğru zamanda ödeniyor. Eldeki mitolojilerin hazır gücüne yaslanmadan,  Defne’nin varlığına netameli bir titreşim katan yılan teması, bu noktadan sonra kolektif hafızanın daha görkemli imgeleriyle eşleşiyor. Psikolojik bir sapma olarak da yorumlayabileceğimiz bir dolu şeyi, dikkatli bir manevrayla mitolojik bir düzeye yükseltiyor kitap. Sanrının yazınsal hakikatle yer değiştirdiği bu anda, Melike Uzun, Defne’nin hikâyesini mitlere dâhil ederken, tam da olması gerektiği gibi mitleri de Defne’nin hikâyesinde tutmanın yapısal bir yolunu buluyor. (Uzun, mitolojik düzeyi aynı zamanda Ovidius’tan beri edebiyatın gündeminde olan “dönüşüm” temasıyla da desteklemiş. Daha karakterin adından başlayarak, kurgunun her hamlesinde işletilen bu tema, metnin en zengin hatlarından da birini oluşturuyor.)

 Yeniden girişe dönersek: Soğuk ve Temiz’in arka kapak tanıtım metninde, “Melike Uzun acının içinden geçerek yazıyor,” denmiş. Melike Uzun, acının içinden geçerek yazmamış. Yazdıysa bile bunun bizim okuma deneyimimizle hiçbir ilgisi yok. Kitap beni acısına çağırmıyor; hiçbir sayfasında yazarının yazarken ne kadar acı çektiğini, nasıl da tükendiğini, mürekkeple değil nasıl da kanıyla yazdığını hissetmiyorum. Yazar, üslubun gevşer gibi olduğu birkaç yer haricinde, yazarken çektiği –çektiği iddia edilen– acı ya da taşıdığısamimiyetle okurunu ezmeye çalışmamış. Daha kıymetli, nadir ve artık unutmaya başladığımız bir şeyin anlam atmosferiyle kuşatılmış Soğuk ve Temiz: Dikkat.

Melike uzun hiçbir eylemi, jesti, durumu, olguyu kaçırmamaya çalışmış; kitabın bu kadar iyi olmasının nedeni yazarının çektiği acı değil, neredeyse her sayfada hissettiğimiz yazarın edebiyata ve anlattığı hikâyeye sorumluluk bilinci. Bu da yüzeyde yakalanabilecek her türlü acı efektini aşıp daha derinde, çok daha köklü ve süreğen bir ‘ağrıya’ doğru taşıyor hikâyeyi.     

Soğuk ve Temiz, “şık”, pozcu ya da “samimi” değil, iyi bir kitap. Dışarıdan bir bakışın konvansiyonel beğenileri hesaplanarak süslenmemiş. Aksine; çelik bir bıçağın mat ışıltısı gibi soğuk ve tedirgin edici, kristal parçaları gibi de keskin ve berrak bir yabancılığı var. Bu yüzden de kayıtsız kalamıyor, bu netameli yabancılığı tanımak istiyorsunuz… Şimdiden iyi okumalar dilerim.

Yayımlayan