ÇOCUKLAR İÇİN EDEBİYAT

Edebiyatı iyi bilen herkes  “çocuklar” için yazmanın çok zor olduğunun farkındadır.  Bir aslanla tavşan konuşturularak çocuk edebiyatı yapılamaz.  Ahlak dersi vermeye odaklanarak ancak iyi bir hatip olabilirsiniz, iyi bir yazar değil. Kaldı ki öğüt vermek “güçlü ve akıllı” olan bir tarafın varlığını kabul etmeye dayanır. Öğüt veren akıllı ve güçlü; öğüt verilen yarım akıllı zavallıdır. Çocuklar “sezerek” bilirler.  Somut bilgiye ulaşmamış olmaları onların bilgiden yoksun olduklarını göstermez.  Bir kitabı okuduklarında yazarın her şeyi bildiğini sandığını ve kendilerini küçümsediğini fark edip kitabı kenara atıverirler. Gerçek bilgi de budur belki de: Sezerek, hissederek bilme. Bu bilgelik hali çocuklarda henüz körelmemiş olduğundan onlar için yazmak zordur. Yazar olarak kendinizi, zaaflarınızı ele verirsiniz hemen. Yazar çocukla gerçek bir “eşitlik” fikri içinde olmalıdır ki dilini, anlatımını üst dilden değil de duygu ve düşünce paylaşımı üzerine kurabilsin.

Son yıllarda  artan çocuk yayıncılığında nasıl yazacağını bilmeyen, kibirli yazarların elinden çıkan kitaplar kadar çocukların bu dünyada düşünen ve eyleyen birer özne olduğunu bilen yazarların elinden çıkan kitaplar da çokça. Ben bu yazıda sizlere çocukken okuduğum kitaplardan ve büyükken okuyup etkilendiğim, daha çok ikinci türden olduğunu düşündüğüm yazarların birkaç çocuk kitabından söz etmek istiyorum.

İlk kitabım bir masaldı. Çirkin Ördek Yavrusu. Bir ördeğin yumurtalarından çıkan yavrulardan birisi çok çirkin. Bu yavru ördeciği diğerleri çirkin olduğu için dışlıyor.  Defalarca okuduğum bu masalda çirkin ördek için defalarca üzüldüğümü hatırlıyorum. Bir ilk kitap ya da çocukken okunan kitaplar bilinci de belirliyor. Öğüt verme, çocukları akıllandırma merakı burdan geliyor olsa gerek. Bilinci yetişkin doğrularıyla yönlendirme merakı. Oysaki sözünü ettiğim masalda bir öğüt yoktu. Yalnızca yavrunun dışlanmasının kötülüğünü bana hissettiyordu. Bu duygumdan yola çıkarak “insanların farklılıklarıyla var olduğu” düşüncesine kendim ulaşabiliyordum.

Beni etkileyen diğer kitaplar Kemalettin Tuğcu’nun yazdıklarıydı. Açık sözlü olmak gerekirse romanlarında hep çocukların düştükleri acılı durumları anlatan yazarın kalemi pek sulugözdü. Yine de yoksul ya da kayıp yaşamış çocuklarla, insanlarla tanışıyor, onların duygularını anlamaya çalışıyordum. Çok sonraları, büyüdüğümde Kemalettin Tuğcu’nun acıları fazlaca önemsediğini, onlarla başa çıkmak yerine sadece üzülmeye sevk ettiğini anladım.  Ancak Kemalettin Tuğcu’yu okurken bir yandan da Muzaffer İzgü’nün kitaplarını okuyordum. Anlatım tarzı, düşünme biçimi açısından birbirinden çok farklı bu iki yazarı aynı dönemde okumuş olmak önemliydi. Böylece hem dünyaya, yaşananlara başka başka yorumlar getirilebileceğini öğrenmiş hem de edebiyatın da çeşitli tarzlarının olabileceğini fark etmiştim. Muzaffer İzgü’nün Ökkeş serisinde Ökkeş’in maceraları beni güldürüyordu. Oysaki o da köyden şehre göç eden bir çocuk olarak birçok zor durumla karşılaşıyordu. Bu zor durumları gülerek anlatıyordu yazar Muzaffer İzgü.

Babam çok kitap okuduğumu görünce bir gün elinde bir kitapla çıkagelmişti. Yavuz Bahadıroğlu’nun bir kitabıydı bu. Yavuz Bahadıroğlu’nun roman kişilerini pek kavgacı bulmuş sevmemiştim.

Çocuk kitaplarından yıllarca uzak kaldıktan sonra oğlumun doğmasıyla çocuk edebiyatının ülkemizde değişen haliyle karşılaştım. Bu karşılaşma bir yandan çok sevindiriciydi. Ama bir yandan da çocuk kitaplarının bir kısmı beni şaşırtan ve kızdıran bir biçimde açıktan yönlendirme içeriyordu. Bir çocuğun düşünme yetisini güçlendirip ona destek olacak öykülerden çok ezber bilgileri bir olay anlatımıyla dayatan kitaplarla karşı karşıya kalmıştım.

Behiç Ak’ın kitapları diğerlerinden ayrılıyordu. Onunla ilk kez  okul öncesi döneme hitap eden “Ben  Ne Zaman Doğdum”  ile karşılaştım. Küçük bir çocuk sırasıyla dedesine, ninesine, annesine, amcasına ve son olarak da ağabeyine ne zaman doğduğunu soruyor. Ancak hepsi birbirinden farklı yanıtlar veriyor.   Kimisi ördüğü dantel motiflerinin sayısıyla kimisi kesilmiş bir ağacın iç kesitinde görülen halka sayısıyla anlatıyor çocuğun yaşını. Bu kısacık anlatıya büyük aklımla hayran kalmıştım. Oğluma defalarca okudum. Hayranlığımın nedeni şuydu:  Cevabı kesin ve somut olan bir soruya herkes kendi  belleğinden süzülen haliyle cevap veriyordu. Çocuklara kişisel farklılıkları, bakış açısının çeşitliliğini anlatmanın daha güzel bir yolu olabilir miydi? Behiç Ak’ın yine okul öncesi çocuklara yönelik kitabı “Benim Bir Karışım” da aynı “Ben Ne Zaman Doğdum”da olduğu gibi kişisel farklılıkların doğallığını vurgular.

Erich Kastner’in “Açıkgöz Budalalar” isimli kitabı ise okumaya başlayan çocuklar için. Bu kitap da çocuklara  hazır bilgi formüller sunmaktansa onları düşünmeye yönelten türden. Çevirmeni de anmadan olmaz. Kitabı Almanca’dan çeviren Akşit Göktürk.  “Açıkgöz Budalalar”da Yokülkeden Şildakentliler anlatılıyor. Budala oldukları için alay edilen ve gülünen Şildakentlilerin gerçekten budala olup olmadıkları sorgulanıyor. Budalalık kisvesi altındaki açıkgözlü olma isteğinin ve açgözlülüğün onları düşürdüğü durum anlatılıyor.

Son olarak iri hacimli bir kitaptan söz etmek istiyorum. İki yüz kırk sayfalık bir kitap bu. Dolayısıyla yaşça büyük çocuklara hitap ediyor. On sekiz öyküden oluşan kitabın adı “Asi Çocuklara Öyküler” Bu kitapta, eşitlik, çevre sorunlarına duyarlılık, barış, sivil haklar ve emeğin yüceliği gibi konular ele alınıp işleniyor. Eleştirel düşünmenin ve hayal gücünü özgürce çalıştırmanın önemi, sorunların kolektif bir yaşamla çözümlenebileceği vurgulanıyor.

Örneğin, bir civciv “Yıkılsın Duvarlar!” diye haykırıp yumurta olmaktan kurtulup özgürleşiyor.  Bebek X, bir cinsiyeti olmadan büyüyor ve bundan herhangi bir rahatsızlık duymuyor. “Borneo Adasına Paraşütle Milis Kedi İndirdikleri Gün: Bir Ekoloji Draması” isimli öyküde çevre sorunu pek çok kitaptan farklı bir şekilde ele alınıyor. Sıtma hastalığından kurtulmak için  böcek öldürücüyle ilaçlanan adada doğa bu ilacın etkisiyle bütünüyle kirlenir. İlaç önce sinekleri öldürür. Sonradan sinekleri yiyen böcek ve tırtıllar, böcek ve tırtılla beslenen kertenkeleler ve kediler ölür. Kedi olmayan adada yaşayan fareler çoğalınca veba hastalığı başlar. Sorunlar uzar gider. Böyle bir öyküyle karşılaşan çocuk yere çöp atmama davranışını zaten kazanmıştır. Ama artık şunu da anlar, çevre sorunu çöp dolu sokaklardan ibaret değildir.

Benim  yazımda anlatacağım çocuk kitapları bunlar. Elbetteki listem bu kitaplarla sınırlı değil. Okumak aynı zamanda bir keşfetme serüvenidir. Okuyan, okumayı seven herkes düşünmeyi de sevmeye başlamış demektir ve rahatlıkla keşfetme serüvenine atılabilir.   Bu serüvende herkes kendi listesini oluşturacaktır zaten.

Melike Uzun

Yayımlayan